Keşkek ve Tire düğünleri…



İçimi yakan şu haziran, temmuz, ağustos günlerinde, güneşi uğurlayıp geceyi soğuk bir bira ile karşılamak sadece benim değil sanırsam çoğu Tireli’nin sevdiği bir aktivite. Bu aktivite, Tire’de genellikle Kaplan, Toptepe ve Cambazlı yolları, Bayrak Direği Mevkii, Buğdaydede Mezarlığı, Derekahve sırtları gibi Tire’yi ve gün batımını gören yüksek yerlerde güzel oluyor. Herkes adına değil kendi adıma ve tanıdığım piizan arkadaşlarım adına söyleyebilirim ki bizler bir çatının altında içmeyi pek sevmiyoruz, kafayı kaldırınca gökyüzünü görmeliyiz. Hem bu mevkilerde yaz ayları boyunca canlı müzik de var.


Her gün düğün her gün düğün… Eskiden mahalle aralarında gerçekleştirilen düğün merâsimleri artık şehrin kıyılarındaki düğün salonlarında yapılmaya başlandı. Genellikle akşam serinliğinde ve açık havada yapılan bu düğünlerdeki bütün müzikler, gece boyunca az önce saydığım yükseklerde yankılanır gider. Çimlendirilmiş, çocuk alanları, havuzları olan kır düğün salonları ve çeşit çeşit düğün paketleri yokken, düğünler az önce de dediğim gibi mahalle aralarında olurdu… Aaaah ah nerde o eski düğünler muhabbetine girmeyeceğim korkulacak bir şey yok.


“Keşkek, bir düğünde gelinden sonraki en önemli ikinci öğedir.”

Bunları anlatmamın nedeni, o düğünlerde neler yenilip içildiğinden size bahsetmek istemem.
Tire’de düğünlerin hemen hemen şöyle bir menüsü var; İnce kıyılmış salata, şehriye çorbası, pirinç pilavı, etli nohut yemeği, keşkek ve irmik helvası. Bu menü her düğünde aynı olmasa da içinde bir yemek var ki o olmazsa olmaz. Şimdi sizlere önemli bir bilgi veriyorum; keşkek, bir düğünde gelinden sonraki en önemli ikinci öğedir.


Sizlere, birçok bölgede yapımı ve sunumu farklılık gösteren keşkeği Tire’de nasıl yapıp tükettiğimizi anlatmak istiyorum. Düğün evinin yaşlıları, düğün gününün bir gece öncesinde, siyah ve kocaman kazanı odun ateşinin üzerine yerleştirip, yıkadıkları buğdayı ve sinirlerinden temizledikleri dana gerdanını haşlamaya başlarlar. Gece boyunca ateş beslenir, buğdaylar suyu çeker, etler yavaş yavaş pişer, karışım sabaha kadar yoğunlaşır. Sabahın erken saatlerinde yaşlılar nöbeti gençlere devreder çünkü artık pişen karışımın dövülme (vurulma) vakti gelmiştir. Ateşin üstünden alınan kazan genç erkeklere teslim edilir. Bu gençler tuzu ve zeytinyağı eklenen keşkeği büyük tahta tokmaklarla dövmeye başlarlar. Buğdaylar ezilir, etler lif lif ayrılır ve keşkek homojen bir görüntü almaya başlar. Dövme aşaması güç gerektiren bir iştir. Bu aşama sonlanınca, keşkeği döven gençler kazanı servis yapılacak yere doğru götürmeyi denerler ancak kazan o kadar ağırlaşmıştır ki bir türlü yerinden kalkmaz. Ne gariptir ki damadın keşkeği döven gençlere verdiği bahşişin ardından o yerinden kalkmayan kazan birden hafifleyiverir. Yan yana birleştirilerek oluşturulmuş uzun masaların arasında bir kişi elindeki tencere ile gezerek, üzerine yağda kavrulmuş salça dökülmüş keşkeği misafirlere servis eder.


Çok değişik bir havası vardır keşkeğin. İlk yediğinizde; “Bu ne garip bi’şey” diye düşündürtür. Bir sonraki düğünde keşkeği görmeye alışmışsınızdır ve “Geldi madem yiyelim” dersiniz. Üçüncüde “Keşkek güzel olmuş” der ve keşkek yiyelim diye sıradaki düğünü beklemeye başlarsınız. Zamanla alışılıp sevilen bir yemek…


Tire’ye gelirseniz, yaparız yeriz. Ancak dediğim gibi daha önce keşkek yemediyseniz sevebilmeniz için en az 3 defa gelmeniz gerekiyor.


Herkese mutlu bir hafta dilerim.

Yorum bırak